Bitsin Bu Delilik

Dört başı mahmur şehrin sokaklarında yürürken tanıyorum kendimi. Varlığımın karıştığı su birikintilerinde önce aksime bakıyorum. Başa çıkamadığım ne varsa yerin dibine girmeden evvel gözüme çarpıyor. Birbirine bağladığı şehrin iki yakası bir araya gelmeyen şehrin köprülerinden geçmeden hemen önce kalbim sızlıyor. Dostlar uzakta, neyin ne olduğundan habersiz bir topluluğun içerisinde rüzgardaki yaprak misali kontrolsüz savruluyorum. Ebediyen hissetmekten muaf olmayı dileyerek attığım her adımda ayağımın altındaki nasırlar acıyor. Oradan kemiklerim, oradan kasıklarım, başım…

Yüreksizliğimi yüzüme vurur gibi yanımdan kahkaha atan insanlar geçiyor. İkiyüzlü halimi vicdanıma hatırlatan ezan sesi yankılanmaya başlıyor iki sokak arasında kalan yedi camide. Ne halt yemeye bu kadar inanmışız bilmiyorum. Her şey yalan.

Yürüdükçe terliyorum. Ensemden vuran güneş içimin yangını yanında gece vakti uyku öncesi uluyan köpek kadar etkisiz. Rahatsız oluyorum; ama yeterince değil. Ne ara nefesim hızlandı bilmiyorum. Düşündüğüm uzaklarken, burnumun dibinde buluyorum kendimi. Bitmesini istemediğim otların arasında öylece yatarken. Vakit varken dönüp gitmeliyim bu şehirden. İzimi kaybettirmeliyim.

İçim daralıyor. Varla yok arasındaki arafta belirgin bir suret şeklinde tezat oluşturmuş durumdayım. Amaçsızlığa olan sıkı sıkıya tutunmuşluğum, gerçek bir amaca sahip olmak tutkusuna dönüştüğünden beri gittiğim her yerde istenmeyen tüy kadar belirginim. Göze batıyorum. Kendi kendime bile doluyorum çoğu zaman. Köprücük kemiklerim sızlıyor mecazi yüklerden. Köpekler geçtiğim sokaklarda sebepsiz yere havlıyor. İnan bana küçük dostum, burada ne arıyorum, ben de bilmiyorum, demek istiyorum ama… Anlamazlar diye susuyorum. Hayvana da, insana da.

Bir isme olan inancımın sınandığı şu günlerde, bir iki isim daha eksilttim hafızamdan. Bir de bunlar var. Gölgedeki ağaç dibine bırakıp çürümeye terk ettim. Arkamı dönüp gittiğim hiçbir yolun başını hatırlamadığım gibi, ardıma da bakmıyorum. Resmen keyifsiz bir hal aldı gökyüzüne bakmak. Düşünmek iyice sorunlu bir süreç haline geldi. Ne var ne yok unutuyorum aslında; izi hatırlanmaması gereken travmalar hariç. Onlar her yanımda. İnsanlara inanmıyorum.

Bir bardak su. Biraz gözyaşı sonrasında boşalan sinüslerim ve birkaç sayfa kitap. Bütün gecelerim aynı.

Uyuyorum.

Merhaba.

Karlı bir manzarada kırmızı bir kahve kupası fotoğrafı. Arka planda dağdaki çam ağaçları karla kaplanmış. Bardak Harry Potter serisindeki Gryffindor binasının sembolünü taşıyor.

Çok neşeli bir giriş yapmak istiyorum aslında. Öyle de biriyimdir; ama elemental durumum suya benzediği için sanıyorum içinde bulunduğum günlere göre davranarak başlangıcı böyle yapacağım.

Benim adım Ela.

Dünyalıyım.

Bu gezegende olmamın bir sebebi olduğuna inandığım anlar oluyor, evet.

Bazen de olan bitenle hiç ilgilenmiyorum.

Ben kendimi tam anlamıyla keşfedemedim. Bu konuda yeteneksizim. Bu yüzden hiçbir zaman kısa bir açıklaması olmayacak. Hep beni anlamak için zor yolu seçmen gerekecek. Bu yüzden eğer bunu okuyorsan, kolay gelsin.